“Sanırım en başından beri kimseye güvenmedim. Okulda bile, arkadaşlarımın
benimle alay ederek bana ihanet etmelerini beklerdim. Aslında, bir alayla
bir şakanın arasındaki farkı anlamakta zorlandığımın farkına şimdi
varıyorum. Bugün bile mizahı kolay kolay anlamam, sonradan kendime hakim
olsam bile ilk tepkim kızmak olur. İşyerimde hiç arkadaşlık kurmuyorum,
diğerlerinin beni içekapanık bulduklarını biliyorum. Ama onlarla
birlikteyken kendimi güvende hissetmiyorum. Buna rağmen yöneticim beni
takdir ediyor, çünkü teknik açıdan işin uzmanıyım”...Bu ifadeler tedavi olan
paranoid bir kişinin ifadeleridir. Peki nedir paranoya? Kimler paranoiddir?
Temel özellikleri ve temelinde yatan faktörler nelerdir? Bu sayımızda kısaca
paranoid kişiliği ele alacağız.
Paranoya, her şeyden şüphe etme, şundan-bundan kötülük geleceği endişesi
içinde bulunma, kendini güvensiz hissetme ve vehimle oturup kalkma
hastalığıdır. Bu hastalığı olan kişinin temel özelliği kuşkucu, alıngan ve
kuruntulu olmasıdır. Böyle kişiler, başkalarının tutum ve davranışlarından
kendilerine bir kötülük geleceği kuşkusu ile aşırı dikkatli, tetikte ve
savunucudurlar. Başkalarına soğuk ve yukardan bakan, çabuk eleştiren,
eleştiri ve şaka kaldırmayan özellikleri belirgindir. Kendisini haklı ve
üstün görür. Başarısızlıklarını ve kusurlarını başkalarını eleştirerek ve
haksız bularak akla uygun hale getirir. Başkalarına güvenmek, yakınlaşmak
konusunda isteksizdir. Paylaşılan bilgilerin sonradan kullanılacağı kaygısı
yaşar. Sıradan sözlerde ya da olaylarda aşağılama, gözdağı verme biçiminde
gizli anlamlar arar. Başarılarından ya da güzel bir davranışından dolayı
aldığı iltifatları yanlış yorumlar. Sürekli kin besler ve hoşgörülü olamaz.
Az da olsa önemsenmemesi büyük düşmanlık oluşturur ve genelde bu duyguları
kalıcı olur. Karşı saldırıda bulunmada hızlı davranır. Patolojik olarak
kıskanç olabilir. Bu konuda önemsiz kanıtlar toplar ve diğer kişilerin
nerede ne yaptığını, niyetini ve sadakatini sürekli sorgular.
Başlıca özelliği, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak
yorumlayıp, sürekli bir kuşkuculuk ve güvensizlik göstermedir. Paranoid
kişilik özelliği ergenlik ve ergenlik sonrası döneminde başlar ve çeşitli
durumlarda ortaya çıkar. Böyle bozukluğu olan kişi beklentilerini doğrulayan
her hangi bir kanıt olmamasına karşın, başkalarının kendilerini
sömüreceğini, zarar vereceğini, aldatacağını düşünür.
Paranoidin temel inanışı 'insanlar potansiyel olarak tehlikelidir'
şeklindedir ve stratejisi 'kaygı ve kuşku'dur. İnsanlara güvenmez, herkesin
gizli bir amacı olduğunu düşünür. Hep tetiktedir ve dostu olmaz. İhanete
uğrayacağı aldatılacağı endişesi taşır. Sadece iddiasını ispatlamaya
çalışır. Devamlı kanıt gösterir. Aşırı kuşkulu düşmanca duygular, tartışmacı
tavırlar, sessiz ve mesafeli tutumlarıyla insanlara yaklaşmaz. Sürekli olası
tehlikeler için tetikte, ihtiyatlı ve ketumdur. Birebir ilişkilerinde
çoğunlukla sorun yaşar, kuşkuları nedeniyle uzak durur, soğuk görünebilir,
sevgi göstermeyebilir. Kavgacı ve kuşkucu özellikleri karşısındaki kişide
sert tepkiler doğurabilir. Bu da onun beklentilerini gerçekleştirir,
iddiasını bu şekilde ispatlama fırsatı doğurabilir; “İşte ben dedim bu kişi
beni sevmiyor, bana kötülük yapacak diye”... İlişkide olduklarını sürekli
kontrolünde tutma ihtiyacı içindedir. Eleştiriye aşırı duyarlı olup, cephe
alabilir, işbirliğine girmez.
Paranoid düşüncenin temel özelliği, kişinin inkar ve yansıtma düzeneklerini
aşırı derecede kullanmaya eğilim göstermesidir. Örneğin işe sürekli geç
gelen bir kişinin yöneticisi tarafından azarlanması, bu kişinin bir kaç gün
suçluluk duygusu yaşamasına yol açıyor. Daha sonra bu kişi, yöneticisinin
adil olmadığını, eşit davranmadığını ve haksızlığa uğradığını iddia eder.
Yani “Ben masumum (İnkar), yöneticim haksızlık yapıyor (yansıtma)” diyor.
Paranoidin kişilik yapısının altında, gerçeklere uymayan, hayali aşırı
büyüklük, güçlülük düşünceleri vardır. Kendisine yakıştıramadığı
eksiklikleri ve yanlışlıkları yansıtma ( projeksiyon) denen bir savunma
mekanizmasıyla karşılarındakilere yansıtır. Böyle bir kişi yetersiz,
aşağılanmış ve kendisine yardim edilemez hissettiği bu duyguların etkisini
azaltmak için çevreyi suçlar. Kişiliğinin derinliklerinde kendisini, aşağı,
zayıf ve etkisiz bir varlık olarak algıladığından, dış dünyanın kendisini
karşısına almış olduğuna inandırır. Bu durum kendisine, özel bir insan
olduğu duygusu yaşamasını sağlayarak, değersizlik duygusunu
ödüllendirir.(Meissner, 1986)
Paranoid düşüncenin bir diğer özelliği kişinin kendine ait uygun olmayan
düşünce ve eylemleri yadsıması, sonra da bunları başkalarından geliyor
şeklinde yansıtarak buna inanmasıdır. Saldırganlık, kin, nefret, utanç,
suçluluk gibi kabullenilmesi zor olan duygular kişi tarafından önce inkar
edilir. Çünkü bunlar uygun olmayan duygulardır ve onda olamazlar,
olmamalıdır da. Sonra, bu kabullenilemez duygu ve eğilimler dışarıda bir
nesneye yansıtılır ve “öteki”nden gelen bir tehdit olarak algılanır.
Gittikçe ağırlaşan bu durum, bir endişeye dönüşür. Örneğin kişinin içindeki
saldırganlık duyguları nedeniyle birilerinin ona zarar vereceği,
denetledikleri gibi... Paranoyak çevredeki her şeyi bu şekilde algılamaya
başlar. Bütün algılar oraya yönelir, bunları doğrulayacak kanıtlar aranmaya
başlar ve savunmaya geçer.
Toplumda farklı sosyokültürel gruplar, değişik etnik gruplar ya da başka
sosy0-ekonomik düzeydeki kişilere yönelik olumsuz önyargılı düşüncelerle
hareket edebilir. Benzer paranoid düşünceleri olan ya da kolay ikna olan
kişilerle bir araya gelip, gruplar ya da inanç sistemleri oluşturabilir.
Böyle kişilerde güven ilişkisi kurmaya yönelik başlayan terapiler uzun
sürdürülebildiği takdirde başarılı sonuçlar vermektedir.
KARAKTER EĞİTİMİ VE PARANOİD BOZUKLUK
Sır tutma, vazife şuuru, sosyal aidiyet duygusu, sorgulama, tedbirli ve
güvenilir olma, itaat, sadakat gibi karakterlerin genç nesillerin
kişiliklerinde oluşması eğitimcilerin temel amaçları arasında yer aldığı
muhakkaktır. Bu karakter özelliklerin kişide sağlıklı bir şekilde inkişaf
etmesi için dengeli sunum çok önemlidir. Zira potansiyel olarak bu
özellikleri almaya meyilli bir kişiye aşırı değer yüklemesi yapmak sağlıksız
bir tabloyla karşı karşıya bırakacaktır bizi. Yukarıda ele aldığımız
paranoid kişinin tablosu, sağlıksız ebeveyn ve eğitimci tutumlarının bir
sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Kuşkusuz sadece buna temellendirmek eşyanın
tabiatına aykırı olur.
Bizler, karakter eğitiminde sistematik bir eğitim modeli sunduğumuz takdirde
hasta kişiler yerine sağlıklı kişiler yetiştirebileceğiz. Aksi halde bu
kişiler hasta bir toplumun habercisi olacaklardır. Bugünlerde ulusal
güvenlik sözcüğünü çok sık duymaktayız. Bir ülke başka bir ülkeyi işgal
edebilmekte ve etrafına tehditler savurabilmektedir. Gerekçesini ise
hayalinde oluşturduğu tehdit unsuruna dayandırmakta; bu tehditler de
korkularını beslemektedir. Herkesi güvensiz ve düşman gören ve bu
düşüncesini haklı göstermek için kanıt arayan, sınır ihlal eden anlayış
paranoid bir anlayış değil de nedir?
İddiasını ispatlamaya çalışan, iddiası doğrulanmadığı takdirde hedef
değiştiren ve yeni deliller arayan, paranoid düşüncenin temel özelliği olan
inkar ve yansıtma, anlayış, bir paranoyanın ürünüdür. Değişimin önündeki en
büyük engel de bu paranoyak düşüncedir. Yenilikleri doğmadan öldüren, öncü
ruhun önünü tıkayan, en zararlı duygular, korku, kuşku ve emin olmamaktır.
Korkmak tabi ki doğaldır ama korkularınız sizi yönlendirmemelidir. Hayatı
kendi sınırlılıkları içerisinde kontrol edebileceğine ilişkin inanç; hayatı,
hem kendimiz, hem de başkaları için yaşanılır kılar.
Maalesef bugün, Çin Seddi’nden okyanus ötesi ülkelere kadar hemen her yerde
iflâh etmeyen bir paranoya yaşandığını/yaşatıldığını rahatlıkla
söyleyebiliriz. Bunun için birkaç düzine terörist lâzımsa, paranoya
ihtiyacıyla kıvranıp duran kimseler, kaba kuvvet temsilcileri, ülkeleri
sömürmek isteyen postmodern kimseler bu işi başkalarına yaptırabilecekleri
gibi, üç-beş zavallıyı aldatarak veya robotlaştırarak da arzu ettikleri her
renkte, her desende bir sürü terörizm imal edebilirler.
Bu anlayışın egemen olduğu çağımızda toplumların güven ve huzur içinde
yaşaması ise ancak eğitimle mümkündür. İnsani değerlerin gözardı edildiği,
kişisel çıkarların ön plana çıkarıldığı bir eğitim gerçek bir eğitim olamaz.
“İnsan insanın kurdudur”, “insan düşünen hayvandır” felsefesinin ürünü olan
eğitim anlayışı ve determinist yaklaşımlar eğitimin amacına hizmet edebilir
mi? İnsanı maddi unsurlarıyla ele alan, fiziksel ihtiyaçları temin etmeyle
eğitimin gereklerinin yerine getirileceği inancı doğru bir inanç olur mu?
Yaklaşık 200 yıldır insan düşüncesini damgasını şekillendiren determinist ve
materyalist bir bakış açısı karakter eğitimi için yeterli olabilir mi? Bu
düşüncenin ürünü olan toplumda güven, sadakat, itaat vazife şuuru gibi
karakter özelliklerini eğitimciler nasıl sunmalıdır? Tüm bu sorular başta
eğitim dünyası olmak üzere hepimizin önünde dağ gibi durmakta ve gerçek
uzmanlarını beklemektedir.
Hedefinde karakter eğitimi olan eğitimciler unutmamalıdır ki, herkes kendi
karakterinin gereğini sergiler. Bu bilinmeli ve sağlıklı eğitim anlayışından
taviz verilmemelidir. Kendi karakterinin en iyi temsilcisi olunmalıdır ve
göre davranılmalıdır. Herşeye rağmen anlayış esas alınmalı, iletişim
kurulmalıdır. Unutmayalım ki, geleceğin huzurlu dünyasına ancak bu sayede
ulaşılabilir.
(c) İNKA Eğitim ve Danışmanlık A.Ş. Bu
sayfada yer alan bilgilerin ve testlerin her türlü kullanım hakkı İNKA
Eğitim ve Danışmanlık A.Ş.'ye aittir. Bilgiler, sorular ve metodlar, önceden yazılı
izin alınmadan çoğaltılamaz, kullanılamaz.